Yargının Etkin ve Verimli işlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi yani bilinen adıyla 12. Yargı Paketi TBMM’ye sunuldu. Peki 12. Yargı Paketi ile bizleri neler bekliyor? Bu yazımız ile hangi konularda düzenlemeler yapıldı hangi konularda düzenleme yapılmadı onları işleyeceğiz.
Düzenleme yapılan konuları ve meclise sunulan madde gerekçeleri sırasıyla şu şekildedir;
1-Adli yargı merciilerince verilen bir miktar para ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar icraya konulmadan önce idareye yazılı başvuruyu zorunlu kılmak:
Gerekçe: Maddeyle, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa yeni bir madde eklenmektedir. Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerince verilen bir miktar para ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar, başvuru yapılarak idareye ödeme imkânı verilmeden alacaklı taraf veya vekilince doğrudan icra takibine konu edilebilmektedir. Bu durum idareye ilave mali külfet oluşturmakla beraber gereksiz icra takibi yapılmasına neden olmaktadır.
Düzenlemeyle, idare aleyhinde hükmedilen bir miktar para ile vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ilamlar bakımından icra takibi yapılmadan önce idareye yazılı başvuruda bulunma ve ödeme için hesap numarası bildirme zorunluluğu getirilerek, alacaklıların icraya başvurmak zorunda kalmaksızın alacağını daha kısa sürede tahsil edebilmesi, bu suretle icra dairelerinin iş yükünün azaltılması amaçlanmaktadır. Buna göre, idareye verilen bir aylık ödeme süresi içinde, idare-tarafından ilamda belirtilen tüm alacak kalemlerinin, anapara ve varsa ödeme tarihine kadar işleyecek faizi ve diğer fer’ileriyle birlikte ödenmemesi halinde, idare aleyhine cebri icra takibi yapılabilecektir. Böylelikle, icra dairelerinin gereksiz yere meşgul edilmesi önlenerek idareye ifa imkânı tanınması, kamu kaynaklarının daha verimli kullanılması ve alacaklının da alacağını daha hızlı bir şekilde tahsil edebilmesi sağlanmış olacaktır.
2-Miras yolu ile intikal eden taşınmazlarda ortaklığın giderilmesi davasında mirasçılar arasında yapılacak ilk satış ile ilgili değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentlerinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasına eklenen cümleyle, miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde ilk defa yapılacak birinci açık artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacağı hüküm altına alınmaktadır. Düzenlemeyle, ortaklığın satış suretiyle giderilmesi dosyalarında yapılan satışlarda uygulamada ortaya çıkan suiistimallerin önlenmesi ve miras yoluyla intikal eden taşınmazlarda mirasçıların hukuki menfaatlerinin azami düzeyde korunması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda yapılacak ilk satış yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacak, bu satışta muhammen kıymetin tamamı ve satış masraflarını karşılayacak şekilde teklif verilebilecektir. Diğer bir anlatımla ihalede teklif verme bedeli malın kıymetinin tamamı üzerinden başlayacaktır. Mirasçılar arasında yapılacak ilk açık artırmada alıcı çıkmazsa ikinci açık artırma genel hükümlere tabi olarak herkese açık bir şekilde yapılacaktır. Mirasçıların mülkiyet hakkı ilk açık artırmada malın kıymetinin tamamı üzerinden yapılması suretiyle korunmakta diğer taraftan ilk açık artırmada mirasçılar dışında alıcıların girmesi engellenerek malın öncelikle mirasçılar arasında kalması sağlanmaktadır. Maddenin yedinci fıkrasının (6) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ortaklığın satış
suretiyle giderilmesinde artırmaya katılmak isteyen pay sahibinin payı oranında teminat yatırmaktan muaf olmasına ilişkin hüküm yürürlükten kaldırılmaktadır. Uygulamada birçok
soruna neden olan zaman zaman da teminat yatırmamanın sağladığı imtiyazdan yararlanarak fahiş oranda en yüksek teklifi sunmak suretiyle ihalenin kendisinde kalmasını sağlayan pay sahibinin sonradan ihale bedelini ödemeyerek ihalenin iptaline neden olduğu gözlemlenmektedir. Gerek hesaplanmasında ortaya çıkan güçlükleri gidermek, gerekse uzun
bir yargılama sonrası satışına karar verilen taşınmazların satışının kötü niyetli olarak engellenmesini önlemek amacıyla paylı veya elbirliği mülkiyetinde pay sahiplerinin de teminat yatırarak açık artırmaya katılması sağlanmaktadır. Maddede yapılan diğer bir değişiklikle Hazinenin tüm açık artırmalarda (hacizli malın satışına ilişkin açık artırmalar ile ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin açık artırmalar) teminattan muaf olduğu açıkça hüküm altına alınmaktadır.
Maddenin yedinci fıkrasının (8) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ikinci fıkrada
yapılan düzenlemeye bağlı olarak miras yoluyla elde edilen taşınmazlarda ortaklığın satış
suretiyle giderilmesinde yapılacak ve sadece malik olan mirasçıların katılabileceği ilk açık
artırmalarda, verilebilecek en düşük teklifin malın muhammen kıymetinin yüzde yüzü ile malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılaması gerekeceğine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.
Maddenin yedinci fıkrasının (9) numaralı bendinde yapılan değişiklikle, ihale alıcısının
en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları
bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini
yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği düzenlenmektedir. Ayrıca, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alman teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alman teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği hüküm altına alınmaktadır. Öte yandan, gerek icra dosyaları gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesine ilişkin’ satış dosyalarında en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği bir yenilik olarak düzenlenmektedir.
Yapılan tüm bu değişikliklerle, açık artırmalarda en yüksek teklif verilip, sonradan ihale
bedelinin yatırılmaması sebebiyle ihalenin iptalinin doğurduğu sorunlar giderilecek ve bu
suretle ihlal edilen hukuki yararların tesisi sağlanmış olacaktır. Gerek haczedilen malın açık
artırma suretiyle satılmasında gerekse ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde son safha açık
artırma safhasıdır. Alacaklının alacağına kavuşması ile borçlunun borcundan kurtulması ve
sürdürülemeyen ortaklığın giderilmesinin son safhası satış aşamasıdır. Birçok emek ve masraf
sarf edilerek uzunca bir zaman sonra ulaşılabilen bu aşamanın kötüniyetli olarak sabote
edilmesi, temelde menfaatleri bu satışa bağlı olanların mülkiyet hakkını önemli ölçüde ihlal
etmektedir. Bu durumun ortadan kaldırılması amacıyla söz konusu düzenlemeler yapılmaktadır.
3-Noterlik evrak ve defterlerinin, mahkeme, sulh ceza hâkimliği, cumhuriyet başsavcılığı ve soruşturmaya yetkili mercilere gönderilmesine ilişkin mevcut uygulamanın kolaylaştırılmasına yönelik düzenlemeler:
Gerekçe: Maddeyle, 1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi değiştirilmektedir.
Düzenlemeyle, noterlik evrak ve defterlerinin gizliliği korunarak, bunların mahkeme,
sulh ceza hâkimliği. Cumhuriyet başsavcılığı ve soruşturmaya yetkili mercilere gönderilmesine ilişkin mevcut uygulamanın kolaylaştırılması sağlanmaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında yapılan düzenleme uyarınca, noterlik evrak ve defterleri
mahkeme, sulh ceza hâkimliği ve Cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmî daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilecektir.
Maddenin ikinci fıkrasına göre mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet
başsavcılığı tarafından, noterlik evrakının aslının istenmesi hâlinde; ilgili noter, evrakın bir
örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onayladıktan sonra bu örneği aslının yerinde saklayarak,
evrakın aslını talep eden mercie gönderecektir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre mahkeme, sulh ceza hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmî daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter tarafından evrakın aslı elektronik ortamda taranıp, güvenli elektronik imzayla imzalandıktan sonra onaylı örnek ilgili mercie elektronik ortamda gönderilecektir. Evrakın elektronik ortamda gönderilmesine imkân bulunmadığı durumlarda ise aslına uygunluğu onaylanan fiziki örneği ilgili mercie gönderilecektir.
Ayrıca, bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmeyeceği, posta
masrafı ve yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret alınmayacağı hüküm altına alınmaktadır.
4-Danıştay Daire Sayısının Azaltılmasıyla alakalı düzenlemeler:
Gerekçe: Maddeyle, 2575 sayılı Danıştay Kanununun geçici 27 nci maddesinin
onüçüncü ve onyedinci fıkralarında değişiklik yapılmaktadır.
1/7/2016 tarihli ve 6723 sayılı Kanunla, Danıştay Kanununun 13 üncü maddesinin
birinci fıkrasında değişiklik yapılmış ve aynı Kanuna geçici 27 nci madde eklenmiştir. İstinaf
kanun yolunun uygulanmasına 20 Temmuz 2016 tarihi itibarıyla başlanacak olmasının
Danıştayın iş yükünü önemli oranda hafifleteceği öngörülerek, söz konusu 13 üncü maddede
yapılan değişiklikle, on yedi olan daire sayısı ona indirilmiştir. Geçici 27 nci maddenin
onüçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle de 6723 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren en geç üç yıl içinde peyderpey Başkanlık Kurulunca daire kapatılmasına karar vermek
suretiyle daire sayısının ona indirileceği hükme bağlanmıştır. Ancak daha sonra yapılan
değişikliklerle üç yıllık süre on yıla çıkarılmıştır. Danıştayda hâlihazırda on iki daire
bulunmaktadır. Danıştayın daire sayısının en geç 23 Temmuz 2026 tarihine kadar on daireye
indirilmesi gerekmektedir.
Düzenlemeyle, Danıştayın mevcut iş yükü dikkate alınarak daire sayısının 2575 sayılı
Kanunun 13 üncü maddesinde öngörülen sayıya indirilmesi için tanınan azami süre dört yıl
uzatılmaktadır. Ayrıca, Danıştay daire sayısının dört yıl daha azalmayacak olması nedeniyle,
boşalan her iki üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasından da bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 23/7/2030 tarihine kadar vazgeçilmesi
öngörülmektedir. Böylelikle bu tarihe kadar Danıştay meslek mensubu kadro sayısında
herhangi bir azalma olmaması ve boşalan her bir üye kadrosu için aynı sayıda seçim yapılması amaçlanmaktadır.
5-İdare mahkemelerinde tek hâkimle çözümlenecek türünün artırılmasına yönelik düzenlemeler:
Gerekçe: Maddeyle, 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
İdare ve vergi mahkemeleri kural olarak heyet halinde çalışan mahkemelerdir. Bununla
birlikte maddenin mevcut birinci fıkrasına göre konusu yirmi beş bin Türk Lirasını geçmeyen
(2026 yılı için 486.000 TL) iptal ve tam yargı davaları tek hâkimle çözümlenmektedir. Mahiyeti itibarıyla heyette tartışılması gerekmeyen uyuşmazlıkların tek hakimle görülmesi yargılamanın hızlanmasına olumlu yönde etki edebilmektedir.
Maddede değişiklik yapılarak, idare mahkemelerinde tek hâkimle çözümlenecek
davalar genişletilmekte ve uygulamada içtihadın yerleştiği, niteliği itibarıyla heyet tarafından
incelenmesi zarureti bulunmayan bazı uyuşmazlıkların tek hâkim tarafından görülmesi sağlanmaktadır.
6-Bölge İdare Mahkemelerinin İstinaf İncelemelerine Yönelik Düzenlemeler:
Gerekçe: Maddeyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Maddenin mevcut üçüncü fıkrasında bölge idare mahkemesinin istinaf başvurusunun reddine karar vereceği haller düzenlenmiştir. Buna göre bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararını hukuka uygun bulursa veya karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkünse gerekli düzeltmeyi yaparak istinaf başvurusunun reddine karar vermektedir. Ancak uygulamada bölge idare mahkemelerince incelenen kararın sonucu hukuka uygun bulunmakla birlikte gösterilen gerekçenin doğru bulunmaması veya eksik bulunması halinde ne şekilde karar verileceği hususunda tereddüt bulunduğu görülmektedir. Uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amacıyla bu tür durumlarda kaldırma kararı verilmeksizin kararın gerekçesi değiştirilerek istinaf başvurusunun reddine karar verileceği hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle, karar sonucunun hukuka uygun olduğu hallerde sırf gerekçedeki eksiklik veya
yanlışlık nedeniyle kararın kaldırılması yerine, istinaf merciinin gerekçeyi düzelterek veya değiştirerek uyuşmazlığı sonuçlandırmasına imkân tanınmaktadır.
Maddenin mevcut beşinci fıkrasında bölge idare mahkemesinin dosyayı ilk derece mahkemesine göndereceği haller düzenlenmiştir. Ancak uygulamada, yargılamanın
mahiyetinden kaynaklanan sebeplerle, bölge idare mahkemelerince maddede sayılan haller dışında da dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Bu nedenle uygulamada ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi amacıyla bölge idare mahkemelerinin dosyayı ilk derece mahkemesine gönderebileceği bazı haller kanun metnine eklenmektedir.
Beşinci fıkrada yapılan düzenlemeyle mevcut geri gönderme sebeplerine ilave olarak; usule ilişkin verilen bazı nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması,
dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, talep
hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi halleri bölge idare mahkemesince dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesini gerektiren yeni sebepler
olarak belirlenmektedir.
Örneğin; ilk derece mahkemesince davanın açılmamış sayılması, incelenmeksizin ret,
karar verilmesine yer olmadığı veya dilekçenin iptali gibi maddenin beşinci fıkrasının (a)
bendinde belirtilen usule ilişkin nihai kararların verilmesi halinde, bölge idare mahkemesince
istinaf başvurusu haklı bulunursa dosya ilk derece mahkemesine geri gönderilecektir.
Buna karşılık keşif veya bilirkişi incelemesi ile duruşma yapılması gerekirken
yapılmayan hallerde bölge idare mahkemesinin dosyayı geri göndermeksizin karar
verebilmesine imkân tanınmaktadır. Böylelikle her usulî eksikliğin zorunlu olarak kararın
kaldırılması ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi sonucunu doğurması
önlenmekte, işin niteliğine göre istinaf merciine usul ekonomisine uygun biçimde hareket etme yetkisi verilmektedir.
Ayrıca ilk derece mahkemesi kararının maddede sayılan haller dışında kaldırılarak
dosyanın ilgili mahkemeye geri gönderilemeyeceği açıkça hüküm altına alınmakta ve geri
gönderme sebeplerinin genişletilemeyeceği vurgulanmak suretiyle dosyanın ilk derece
mahkemesine gönderilmesi istisnai bir yol olarak belirlenmektedir
7-Bölge İdare Mahkemelerinin Yeniden Karar Verdiği Durumlarda Temyiz Edilebilmesine Yönelik Değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde değişiklik
Yapılmaktadır. Mevcut düzenlemede, bölge idare mahkemelerinin maddede sayılan davalar hakkında verdikleri kararların temyiz edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları, konusu belirli parasal sınırı aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar ile uyuşmazlığın niteliği itibarıyla kanun koyucu tarafından temyiz incelemesine tabi tutulması gerekli görülen dava türleri Danıştayda temyiz edilebilmektedir. Bölge idare mahkemeleri yalnızca ilk derece mahkemesi kararlarının hukuka uygunluğunu denetleyen bir merci olarak değil, bazı hallerde ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak yeniden karar veren bir yargı mercii olarak görev yapmaktadır. Bu yönüyle bölge idare mahkemesinin, istinaf başvurusunu kabul ederek ilk derece mahkemesi kararını kaldırması ve yeni bir hüküm kurması hâlinde verilen karar, taraflar bakımından doğrudan sonuç doğuran yeni bir yargısal değerlendirme niteliği taşımaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 27/3/2025 tarihli ve E: 2024/189, K: 2025/83 sayılı kararıyla,
2577 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan ve bölge idare
mahkemelerinin 46 ncı maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğunu
öngören kural, “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden iptal
edilmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında, bölge idare mahkemesinin ilk derece
mahkemesi kararını kaldırarak yeni bir karar verdiği hallerde, bu kararın taraflar ve hukuk
düzeni bakımından doğuracağı sonuçlar gözetilmeksizin temyiz yolunun kategorik olarak
kapatılmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ölçüsüz bir sınırlama oluşturduğunu belirtmiştir.
Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kararında, bölge idare mahkemelerinin bazı
kararlarının kesin sayılmasını kural olarak Anayasaya aykırı bulmamış; bazı kararların kesin
sayılmasını, davaların makul sürede ve en az giderle sonuçlandırılması, usul ekonomisinin
sağlanması, Danıştayın iş yükünün azaltılması ve içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi
gerekçeleriyle meşru sebepler olarak kabul etmiştir.
Düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin anılan kararında ortaya konulan ölçütler
gözetilerek, bölge idare mahkemeleri tarafından istinaf kanun yolu incelemesinde kaldırma
kararı üzerine yeniden verilen kararların, kural olarak tebliğinden itibaren otuz gün içinde
Danıştayda temyiz edilebilmesi öngörülmektedir. Böylelikle, ilk derece mahkemesi kararının
kaldırılması üzerine bölge idare mahkemesince yeni bir hüküm kurulan hallerde, bu kararın
hukuka uygunluğunun Danıştay tarafından denetlenmesine imkân tanınmakta ve hükmün
denetlenmesini talep etme hakkının daha etkili biçimde korunması sağlanmaktadır.
Bununla birlikte, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması üzerine bölge idare
mahkemesince yeniden verilen her kararın mutlak şekilde temyiz incelemesine tabi tutulması;
idari yargıda kanun yolu sisteminin işleyişi, makul sürede yargılanma hakkı, usul ekonomisi ve Danıştayın iş yükü bakımından sakıncalar taşımaktadır. Bu sebeple ikinci fıkranın ikinci
cümlesiyle bir istisna getirilerek tek hakimle görülen davalar ile niteliği itibarıyla Danıştayın
temyiz incelemesine zaruret bulunmadığı değerlendirilen dava ve işlerde bölge idare
mahkemelerince kaldırma karan üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi bu kararların
temyiz edilemeyeceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, bölge idare mahkemesinin 45
inci maddenin üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri kapsamında istinaf başvurusunu reddettiği
hallerde ilk derece mahkemesinin karan kaldırılmamış olacağından, bu kararlar bakımından
temyiz yolu açılmamıştır. Örneğin; 45 inci maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca bölge idare mahkemesinin, ilk derece mahkemesi kararının sonucunu hukuka uygun bulmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaması veya eksik bulması nedeniyle gerekçeyi değiştirerek istinaf başvurusunu reddettiği hallerde, gerekçenin değiştirilmiş olması bizatihi kararın temyiz edilebilmesi sonucunu doğurmayacaktır.
Diğer yandan, kural olarak bölge idare mahkemesinin ilk derece mahkemesinin kararını
kaldırıp yeniden verdiği kararlar temyize açıldığından, aynı sonucu halihazırda konusu sadece
para olan davalar bakımından sağlayan birinci fıkranın (c) bendine ihtiyaç kalmamıştır. Bu
sebeple anılan bent yürürlükten kaldırılmaktadır.
Belirtmek gerekir ki, maddenin birinci fıkrasında sayılan davalarda verilen kararlar her
halükârda temyize açık olmaya devam edecektir.
Düzenleme, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında ortaya konulan anayasal ölçütler
doğrultusunda hükmün denetlenmesini talep etme hakkı ile davaların makul sürede ve en az
giderle sonuçlandırılması ilkeleri arasında ölçülü bir denge kurmayı amaçlamaktadır. Bu
çerçevede, bölge idare mahkemelerince kaldırma kararı üzerine yeniden verilen kararların
temyiz edilebilirliği açıkça düzenlenmekte; temyize kapalı tutulacak dava ve işler ise kanunda
ayrıca gösterilerek kanun yolu sisteminin belirli, öngörülebilir ve uygulanabilir hâle getirilmesi sağlanmaktadır.
8-Adli Tıp Kurumunun bilimsel ve idari kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik düzenlemeler:
Gerekçe: Maddeyle, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile ilgili Bazı Düzenlemeler
Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte yeniden düzenlenmektedir.
9/10/2024 tarihli ve 165 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, 4 sayılı Bakanlıklara
Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında
Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde değişiklikler yapılarak. Adli Tıp Kurumunun bilimsel ve
idari kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik önemli düzenlemeler yapılmıştır.
4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin “Adli tıp ihtisas kurulları” başlıklı 8 inci
maddesinde, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurullarının oluşumu düzenlenmiştir. Maddenin her bir
bendinde hangi ihtisas kurulunda hangi uzmanların yer alacağı düzenlenirken, uzmanlığın
niteliği konusunda açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Maddede ihtisas kurullarının
belirtilen alanlardaki uzmanlardan oluşacağı düzenlendiği için, uygulamada tıp dalları
bakımından ihtisas kurullarına atanacak ilgililerin tıpta uzmanlık yapmış olmaları aranmış
olmakla birlikte, tıp dalları dışındaki alanlar bakımından uzmanlığın niteliğinin nasıl
belirleneceği konusunda tereddüt hasıl olmuştur. Bu tereddütlerin giderilmesi amacıyla 165
sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle İhtisas Kurulu başkanlıklarına ve üyeliklerine
atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olma şartı aranacağı düzenlenmiştir. Aynı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle ihtisas kurul başkan ve üyelerinin görev sürelerine yönelik düzenleme de yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, 8/10/2025 tarihli ve B: 2024/214, K: 2025/197 sayılı kararıyla
İhtisas Kurulu başkanlıkları ve üyeliklerine atanma şartları ile görev süresine yönelik
düzenlemeler öngören kuralların, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemeyecek yasak
alan içinde kaldığı ve Anayasanın 128 inci maddesinin ikinci fıkrası bağlamında münhasıran
kanunla yapılması gereken düzenleme niteliği taşıdığı gerekçesiyle iptaline karar vermiştir.
Düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi dikkate alınarak, adli tıp
hizmetlerinin bilimsel yeterlilik, mesleki uzmanlık ve akademik donanım temelinde
yürütülmesi amacıyla ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş
hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olma şartı getirilmekte ve hukuki belirlilik ilkesi bağlamında ihtisas kurul başkan ve üyeleri için dört yıllık görev süresi belirlenmektedir. Ayrıca adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının da dört yıl süreyle görev yapmaları hükme bağlanmaktadır.
9-Hakimler ve Savcılar Kanununda madde 10′ da yapılan değişiklik:
Gerekçe: Maddeyle, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu
maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, 10/7/2025 tarihli ve E: 2022/107, K: 2025/146 sayılı kararıyla
2802 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin on sekizinci fıkrasında bulunan “yönetmelikle”
ibaresini Anayasaya aykırı bularak iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine hükmetmiştir. Bu karar,
9/12/2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Maddeyle, Anayasa Mahkemesinin kararı dikkate alınarak Türkiye Adalet
Akademisince verilecek eğitim konuları ile yapılacak sınavlara ilişkin usul ve esaslar
belirlenmektedir. Öte yandan, sınavların yüz tam puan üzerinden değerlendirilmesi kabul
edilmekte ve mazereti sebebiyle sınavlara katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları bakımından yapılacak mazeret sınavına ilişkin hükümler de ihdas edilmektedir
10-Hakimler ve Savcılar Kanununda Hakimlerin Bilirkişiye Başvurmasına Yönelik Değişiklik:
Gerekçe: Maddeyle, 2802 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinde değişiklik
Yapılmaktadır. Düzenlemeyle, hâkimlik ve savcılık mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle
çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması halinde uyarma cezası
verileceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Hâkimlik ve savcılık mesleğinin temel unsurlarından biri, uyuşmazlıkların hukuki bilgi ve değerlendirmeyle çözümlenmesidir. Yargılama faaliyetinde bilirkişiye başvuru, teknik veya özel bilgi gerektiren hâllerle sınırlı olup, hukuki nitelendirme ve değerlendirme yetkisi münhasıran hâkim ve savcıya aittir.
Bu itibarla, bilirkişilik müessesesine amacına uygun olarak başvurulmasını sağlamak,
hâkim ve savcıların yargılama faaliyetindeki asli rolünü güçlendirmek ve yargılamaların etkin, hızlı ve ekonomik şekilde yürütülmesine katkıda bulunmak amacıyla; bilirkişi seçimi ve
görevlendirilmesi sırasında kanuni kurallara aykırı davranılması yanında, hâkimlik ve savcılık
mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenebilecek konularda bilirkişiye başvurulması
açıkça disiplin yaptırımına bağlanmaktadır.
11-Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun
1 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 22/7/2025 tarihli ve E: 2024/24, K: 2025/164 sayılı kararıyla,
maddenin “Sözleşmeden kaynaklanmayan borç ilişkileri” yönünden iptaline ve iptal kararının
Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra (1/9/2026) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi söz konusu kuralı; borcun geç Ödenmesi nedeniyle belli bir oranda
faiz Ödenmesi öngörülmekle birlikte paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi eden
mekanizmaların ÖngÖrülmemesini ve hukuk sisteminde alacağın değer kaybının önlenmesi için etkili bir hukuk yolunun bulunmamasını mülkiyet hakkına aykırı bulmuştur.
Yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesini de
karşılayacak bir biçimde, faiz ödenmesi gereken hallerde miktarı sözleşme ile tespit
edilmemişse bu ödemenin yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31
Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni
üzerinden yapılacağı ve söz konusu reeskont oranının, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık
günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı olması halinde, yılın ikinci
yarısı için belirlenen oranın yüzde sekseninin geçerli olacağı hüküm altına alınmaktadır.
Düzenlemeyle, alacaklı ve borçlunun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması
amaçlanmaktadır.
12-Kısıtlılara ait taşınır malın satılmasıyla alakalı düzenlemeler:
Gerekçe: Maddeyle, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 440 ıncı maddesinin
birinci fıkrasında düzenleme yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, kısıtlıya ait taşınır malın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre
elektronik satış portalı üzerinden satılması suretiyle fiziki yer kısıtlamasına maruz kalmaksızın çok daha fazla kişinin pey sürmesi sağlanarak, kısıtlıya ait taşınır malın rekabetçi bir ortamda en yüksek değerden satılmasının sağlanması öngörülmektedir. Böylelikle, kısıtlının menfaatinin en yüksek derecede korunması amaçlanmaktadır.
13-Kısıtlılara ait taşınmaz malın satılmasıyla alakalı düzenlemeler:
Gerekçe: Maddeyle, 4721 sayılı Kanunun 444 üncü maddesinin ikinci fıkrasında
değişiklik yapılmaktadır.
Düzenlemeyle, kısıtlıya ait taşınmaz malın Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre
elektronik satış portalı üzerinden satılması suretiyle fiziki yer kısıtlamasına maruz kalmaksızın çok daha fazla kişinin pey sürmesi sağlanarak, kısıtlıya ait taşınmaz malın rekabetçi bir ortamda en yüksek değerden satılmasının sağlanması öngörülmektedir. Böylelikle, kısıtlının menfaatinin en yüksek derecede korunması amaçlanmaktadır.
14-Genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerinin akıbeti ile ilgili değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Anayasa Mahkemesi 25/12/2025 tarihli ve E: 2025/141, K: 2025/274 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 80 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyi, genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı karan verilip kesinleşmesi hâllerinde yok edileceğinin öngörülmesine rağmen, söz konusu kararların verilmesi ve kesinleşmesine kadar geçen süreç ile bu kararlar dışında kalan mahkûmiyet, davanın reddi veya düşmesi gibi kararların verilmesi hâlinde genetik inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin ne kadar süreyle ve ne şekilde saklanacağı, imha edilip edilmeyeceği ve imha sırasında izlenecek usul gibi konularda kanunda herhangi düzenlemeye yer verilmediği, moleküler genetik inceleme
sonucunda elde edilen verilerin korunmasına yönelik yeterli güvenceler ve temel ilkeler
öngörülmeksizin kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sınırlama getiren kuralın
kanunilik şartım sağlamadığı gerekçeleriyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 18/3/2026 tarihli ve 33200 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Değişiklikle, moleküler genetik inceleme sonuçlarının nasıl ve ne kadar süreyle
saklanacağına, imha sürecine ve ne amaçlarla kullanılabileceğine ilişkin açık düzenlemeler
yapılmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğe göre, moleküler genetik inceleme
sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilecek ve bir
örneği dosyasında delil olarak saklamak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına
gönderilecektir. Sisteme kaydedilen veya dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, mahkûmiyet, davanın reddi ve davanın düşmesi gibi diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilecek ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilecektir. Ayrıca, bilgisi sisteme kaydedilen kişinin bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebileceği açıkça düzenlenmektedir.
Maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgilerin,
yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması
amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabileceği hükme
bağlanmaktadır.
Maddeye eklenen dördüncü fıkrayla, inceleme sonuçlarının mahsus sistemde
kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usûllerin,
Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle
belirleneceği düzenlenmektedir.
15-Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirinin uygulanmasında yapılan değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 134 üncü maddesi yeniden
düzenlenmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 12/2/2026 tarihli ve E: 2023/128, K: 2026/36 sayılı kararıyla,
5271 sayılı Kanunun 134 üncü maddesini, bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve
kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma sonucu elde edilen deliller arasında bulunan kişisel verilerin saklanması ve silinmesi ile bu hususların sürelerine ve usullerine, silinmediği halde verilerin sınırlandırılma gerekçe ve yöntemine, verileri alınan kişinin veriler üzerindeki
haklarına dair düzenlemelerin bulunmadığı gerekçeleriyle iptal edilmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.
Söz konusu iptal karan, 25I5I2026 tarihli ve 33264 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Ceza Muhakemesi Kanununun 134 üncü maddesinin tamamının iptal edilmiş olması
sebebiyle madde yeniden düzenlenmektedir. Değişiklikle, maddenin mevcut hükümleri aynen
tutulmakta ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Maddeye eklenen altıncı fıkrayla, maddede düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar
programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbirinin uygulanması sonucu
elde edilen verilerin adli emanette saklanacağı ve korunması için gerekli tedbirlerin alınacağı
kabul edilmektedir. Saklanan bu veriler ise kovuşturmaya yer olmadığı kararının veya
mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren onbeş yıl sonuna kadar muhafaza edilecek ve bu sürenin sonunda Cumhuriyet savcısı huzurunda tutanağa bağlanarak yok edilecektir. Ayrıca, onbeş yıllık süre içinde ilgili kişilere, verilerin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden verilerin
silinmesini talep edebilme imkânı tanınmaktadır. Böylelikle, Anayasa Mahkemesinin iptal
kararı doğrultusunda, kişisel verilerin nasıl ve ne kadar süreyle saklanacağına,
sınırlandırılacağına, imha sürecine ve veri sahibinin haklarına ilişkin açık düzenlemeler
yapılmak suretiyle kişisel veri güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.
16-Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunda yapılan değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, Anglo-Sakson hukuk sisteminde
ortaya çıkmış, Türk hukukunda ise 2005 yılında Çocuk Koruma Kanununda yapılan
düzenlemeyle yalnızca çocuklar yönünden düzenlenmiştir. 2006 yılında 5560 sayılı Kanunla
Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklik sonucu, çocuk ve yetişkin ayrımı olmaksızın
tüm sanıklar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu kabul edilmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, her ne kadar Ceza Muhakemesi Kanununda
düzenlenmiş ise de; sadece usul hukuku kurumu olmayıp, Yargıtay kararlarında da değinildiği
üzere niteliği itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran karma bir kurumdur. Şöyle ki bir
mahkumiyet kararı bulunmakla birlikte bu mahkumiyet karan, açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamamakta ve bu nedenle hüküm
ifade etmemektedir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, yaklaşık yirmibir yıllık uygulaması
süresince özellikle çocuklar bakımından “lekelenmeme hakkı” başta olmak üzere birçok faydalı görev ifa etmiştir. Nitekim kurumun bu işlevi dikkate alınarak. Anayasa normları başta olmak üzere hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesine uygun olarak Devletin suç ve ceza politikasın belirleyen kanun koyucu tarafından kurumun daha etkin ve verimli uygulanabilmesi amacıyla zaman içinde bazı değişiklikler yapılmıştır.
Bununla birlikte. Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149
sayılı kararıyla Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beş ilâ ondördüncü
fıkralarını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun kamu görevlisinin görevi
sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele
kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmadığı,
Anayasanın 17 nci maddesinin Devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar
verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu düzenlemeyle ilgili verdiği iptal kararı sonrasında maddede düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, işkence
ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi
kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar bakımından uygulanmayacağı hüküm
altına alınmaktadır.
Maddeyle, 231 inci maddenin uygulanma imkânı kalmadığı gerekçesiyle Anayasa
Mahkemesince iptal edilen bağlantılı diğer fıkraları da yeniden düzenlenmektedir.
17-Kaçak sanık hakkında değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası
Değiştirilmektedir. Anayasa Mahkemesi 10/7/2025 tarihli ve E: 2024/98, K: 2025/149 sayılı kararıyla, 5271 sayılı Kanunun 247 ncİ maddesinin üçüncü fıkrasındaki düzenlemenin, kaçak sanık hakkında aleyhe sonuçlar doğurabilecek nitelikteki güvenlik tedbirine hükmedilmesine imkân vermesine karşın kaçak sanığın, yargılamadan kaçma niyetinin bulunmadığını ve/veya duruşmada hazır bulunma ve savunma hakkından feragatin şartlarının oluşmadığını öne sürerek yeniden değerlendirme yapılmasını ya da yargılamanın yenilenmesini talep etme imkânını güvence altına alan usule ilişkin etkili bir yolun bulunmadığı gerekçesiyle 247 nci maddenin üçüncü fıkrasını iptal etmiş ve iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. Söz konusu iptal kararı, 31/12/2025 tarihli ve 33124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında maddenin üçüncü fıkrasında düzenleme yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Düzenlemeyle, kaçak sanık hakkında güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak
sanığa, savunma hakkını kullanmak istediğini belirterek mahkemede bizzat hazır bulunmak
kaydıyla yargılamanın yenilenmesini talep edebilme hakkı tanınmaktadır. Böylelikle, savunma hakkını kullanmak isteyen kaçak sanık hakkında yeniden yargılama yapılabilmesine imkân sağlanmaktadır.
18-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisiyle ilgili değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası
değiştirilmekte ve maddeye yeni bir fıkra eklenmektedir.
Maddenin mevcut haline göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı itiraz yetkisini re’sen
veya istem üzerine kullanabilmektedir. Uygulamada itiraza konu kararların türü, başvuru süresi ve dosyaların birimler arasındaki intikali gibi konularda itiraz yolunun işleyişine ilişkin
aksaklıklar yaşandığı görülmektedir. Maddenin birinci fıkrasında yapılan değişiklikle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisinin daha işlevsel hale getirilmesi ve hak arama hürriyetinin genişletilmesi amacıyla itirazın kapsamı ve itiraz süresi yeniden belirlenmektedir. Buna göre itirazın, ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere onama, düzeltilerek onama, bozma, ret, düşme, incelenmeksizin iade ve tevdi dâhil tüm kararlarına karşı yapılabileceği düzenlenmektedir. Yerleşik uygulamalar dikkate alınarak itiraz süresinin ilamın verilmesinden itibaren değil, dosyanın fiziki olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına verilmesinden itibaren başlaması öngörülmektedir. Ayrıca, bir aylık sürenin çok sanıklı ve kapsamlı
dosyaların incelenmesi ile katılanların itirazı bakımından yeterli olmaması nedeniyle üç aya
çıkarılması kabul edilmektedir.
Maddenin dördüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, istemin kimler tarafından
yapılacağı da açıklığa kavuşturulmaktadır. Böylelikle, müessesenin daha etkin ve verimli
çalışması sağlanmakta ve olağanüstü kanun yolu denetiminin niteliğine uygun bir itiraz
inceleme mekanizması oluşturulmaktadır.
19-Haksız fiil sebebiyle açılan tazminat davalarında temmerrüt ve faize ilişkin değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine yeni
fıkralar eklenmektedir. Kanunun 117 nci maddesinde, haksız bir fiil neticesinde meydana gelen zararları tazmin etmekle yükümlü bulunan borçlunun, haksız fiilin işlendiği gün temerrüde düşeceği açıkça belirtilmiştir. Bu düzenleme uyarınca haksız fiil veya zararı doğuran olay nedeniyle mahkemelerce hüküm altına alınan tazminatlara haksız fiilin işlendiği veya zarar doğuran olayın gerçekleştiği günden itibaren temerrüt faizi işletilmektedir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatı ile çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan tazminatlarda söz konusu hükmün ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan tazminatlar, zarara uğrayanların olay tarihinden sonra malvarlıklarında ve kazançlarında meydana geleceği varsayılan eksilme üzerinden; ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradığı zararlara bağlı tazminatlar ise haksız fiil veya zarar doğuran olayın mağdurunun gelecekte elde edeceği varsayılan kazancı üzerinden hesaplanmaktadır. Her iki durumda da henüz elde edilme zamanı gelmeyen kazançlar da karşılanması gereken zarar olarak kabul edilmekte ve peşin olarak ödenmesine hükmedilmektedir. Dolayısıyla henüz elde edilme zamanı gelmeyen ve varsayıma dayalı olarak belirlenen bu tazminatın toplamına olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi, tazminat yükünü ciddi oranda ağırlaştırmaktadır.
Bu kapsamda maddeye eklenen üçüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da
yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına olay tarihinden; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletileceği esası kabul
edilmektedir. Fıkra metninde faiz işletilmesinde esas alınan dönemler olarak belirtilen bilinen
dönem ifadesiyle kastedilen, hesaplamanın yapıldığı tarih itibarıyla zarar görenin veya destekte bulunanın kazancının belirlenmesine esas alınan verilerin açık olarak bilindiği dönemdir. Bilinemeyen dönem olarak ifade edilen kavram ise zarar görenin veya destekte bulunanın kazancının belirlenmesine esas alman verilerin açık olarak bilinememesi nedeniyle bilinen son ücretten hareketle hesaplanan dönemdir.
Mağdurun gelecekte kazanç elde edebileceği varsayılan yaşam süresi içindeki muhtemel
kazancı üzerinden hesaplanan toplam tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi
uygulamasına son verilerek, uygulamada bilinmeyen dönem olarak kabul edilen geleceğe
yönelik kazanç hesabı bakımından hesaplanan tazminat tutarına karar tarihinden itibaren faiz
işletilmesi esası kabul edilmektedir.
Haksız fiil veya zarar doğuran olay nedeniyle meydana gelen zararın giderilmesi
amacıyla karar verilmeden Önce yapılan ödemelerin, hükmedilecek tazminat miktarından ne
şekilde mahsup edileceği hususunda farklı uygulamalar bulunduğu görülmektedir. Uygulamada benimsenen birinci yöntemde, yapılan ödeme hükme esas alınan hesap raporu tarihine kadar hesap edilecek yasal faiziyle birlikte toplam tazminattan mahsup edilmek suretiyle hükmedilecek tazminat miktarı belirlenmektedir. İkinci yöntemde ise ödemenin yapıldığı tarih itibarıyla davacının zararı belirlenmekte ve davacıya yapılan ödemenin belirlenen zararı hangi oranda karşıladığı hesaplanarak, hükme esas alınan hesap raporunun düzenlendiği tarih itibarıyla belirlenen toplam tazminat miktarından tespit edilen oranda mahsup yapılması suretiyle tazminat miktarı belirlenmektedir.
Maddeye eklenen yeni dördüncü fıkrayla, çalışma gücünün azalmasından ya da
yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlardan mahsup edilmek üzere, tahkikat başlayıncaya kadar
ifa amacıyla yapılan ödemelerin, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edileceği hüküm altına alınmaktadır. Oransal mahsup yöntemi, taraflar
arasındaki menfaat dengesinin sağlanması bakımından daha elverişli olması nedeniyle tercih
edilmiş olup, kanuni düzenlemeyle uygulama birliğinin sağlanması ve zararın bir an önce
karşılanması amaçlanmıştır. Oransal mahsup yönteminin tahkikata kadar yapılan ödemelerle
sınırlandırılması, sürekli bilirkişi raporu almak zorunda bırakılarak davaların öngörülemez bir
biçimde uzamasının Önlenmesi ve zararın bir an önce giderilmesi amacını taşımaktadır.
Belirtmek gerekir ki, tahkikatın başlamasından sonra yapılan ödemeler bakımından oransal
mahsup hesabı yapılmayacak, yapılan ödeme işlemiş kanuni faiziyle birlikte toplam
tazminattan mahsup edilecektir. Yapılacak mahsup işlemi tabiatı gereği öncelikle bilinen
dönem için hesaplanan tazminattan yapılması gerekmektedir.
Söz konusu düzenlemelerle, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ile hukuki güvenliğin
sağlanması ve uygulamadaki farklılıkların giderilmesi amaçlanmaktadır.
20-Belirsiz alacak davasına yönelik değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi
yürürlükten kaldırılmaktadır.
6100 sayılı Kanunla kabul edilen belirsiz alacak davası yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hangi alacaklar için belirsiz
alacak davası açılabileceği noktasında tereddüt bulunmaktadır. Bu durum yargılamaların
uzamasına neden olabilmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine
verdiği çeşitli ihlal kararlarında belirsiz alacak davası olmadığı halde bu şekilde açılan davaların reddedilmesini, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Zira yargılama bu şekilde kesinleştiğinde alacağın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilmektedir.
Alacağın tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlara özgü olarak açılan belirsiz
alacak davası, özellikle alacağın tamamı bakımından zamanaşımını kesmektedir. Bu husus,
belirsiz alacak davası açan tarafın en önemli hukuki yararlarından biridir. Teklifle, Kanunun
109 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kısmi dava açan tarafa ıslah hakkını
kullanmaksızın bir defaya mahsus olmak üzere alacağın kalan kısmını talep etme hakkı
verilmekte ve zamanaşımının davanın açıldığı tarihten itibaren kesileceği hükme
bağlanmaktadır. Bu nedenle, belirsiz alacak davasının sağlamış olduğu hukuki yarar, kısmi
dava ile sağlanmış olacağından madde yürürlükten kaldırılmaktadır
21-Kısmi Davaya Yönelik Değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine yeni bir fıkra
eklenmektedir.
Kısmi dava açılması durumunda zamanaşımı dava edilen kısım yönünden kesilmekte,
bakiye alacak yönünden işlemeye devam etmektedir. Bu nedenle, tahkikat aşamasının uzun
sürdüğü davalarda kısmi dava açan tarafın geri kalan alacağı, zamanaşımı tehdidiyle karşı
karşıya kalabilmektedir. Hatta kısa süreli zamanaşımına tabi alacaklarda bakiye alacak
zamanaşımına uğramaktadır. Maddeyle, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda dava açan tarafa, ıslah hakkını kullanmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar alacağın geri kalan kısmını talep etme hakkı verilmekte ve zamanaşımının artırılan kısım bakımından da davanın başından itibaren kesileceği düzenlenmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Yargı/Türkiye kararında, kısmi davada alacağın talep edilmeyen kısmı için zamanaşımının kesilmemesini ve bu nedenle bilirkişi raporu alınıncaya kadar alacağın talep edilmeyen kısmı bakımından zamanaşımına uğramasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Yine Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği Çetin Akboğa kararında, kısmi davada alacağın başlangıçta talep edilmeyen kısmı için zamanaşımına uğramasını adaletin iyi yönetim ilkesiyle bağdaşmadığını belirterek bu şekilde bir uygulamanın Anayasanın 141 inci maddesinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğu hükmüne aykırı bulmuştur.
Aynca Teklifle, Kanunun 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası
kaldırıldığından, bu davanın koruduğu hukuki yarar, yapılan değişiklikle kısmi davada
Korunmaktadır. Düzenlemeyle, hak arama hürriyetinin daha etkin bir şekilde korunması sağlanmış olacaktır
22-Makul yargılanma süresiyle ilgili değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine yeni bir fıkra
eklenmektedir.
Anayasanın 36 ncı maddesinde adil yargılanma hakkı, temel bir hak olarak
belirlenmiştir. Uygulamada bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasının bir unsuru da makul
sürede yargılanma hakkının temin edilmesidir. Davaların makul bir sürede sonuçlandırılarak
söz konusu temel hakkın daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi için düzenleme
yapılmaktadır. Buna göre, hukuk yargılamasında yazılı yargılama usulüne tabi davalarda kural olarak duruşma aralarının üç aydan fazla olamayacağı düzenlenmektedir. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek üç aydan daha uzun bir süre için de duruşma günü belirleyebilecektir. Söz konusu düzenlemenin bir benzeri basit yargılama usulünde de bulunmaktadır.
Böylelikle, hâkimin dosyadan uzaklaşmadan daha çabuk inceleme yapıp, sağlıklı bir
karar vermesi mümkün olabilecektir. Hâkimin, duruşma gününü üç aydan sonraya talik
edebilmesi ancak zorunlu haller bakımından kabul edilmiş olup, erteleme gerekçesinin duruşma tutanağında belirtilmesi gereklidir. Gerekçede soyut ve genel açıklamalara değil, somut ve olaya uygun vakıalara yer verilmesi gerekmektedir.
Düzenlemeyle yargılamaların hızlandırılması, usul ekonomisinin sağlanması ve makul
sürede yargılanma hakkının daha etkin biçimde temini amaçlanmaktadır.
23- E-duruşmaya yönelik değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine yeni bir fıkra
Eklenmektedir. Düzenlemeyle, ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilenler hakkında, ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı belirtilmektedir. 6100 sayılı Kanunun 154 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında duruşma tutanağında mutlaka yer alması gereken hususlar düzenlenmiş olup, fıkranın (ç) bendinde ikrarın, yeminin edasının, davanın geri alınmasına muvafakatin, davadan feragatin, davayı kabule ilişkin beyanlar ile sulh müzakereleri ve sonucunun taraflarca imza
edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. İmza alınmasını gerektiren söz konusu zorunluluklar hariç olmak üzere taraf vekillerinin ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmalara katılabilecekleri açıkça düzenlenmektedir. Böylelikle fiziksel engeller veya coğrafi uzaklık nedeniyle mahkemeye erişimde zorluk yaşayan kişilerin yargılamaya etkin katılımı sağlanarak, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı güçlendirilmektedir
24-Birleştirme Kararı Verilen Davalara Yönelik Değişiklikler:
Gerekçe: Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının
ikinci cümlesinde değişiklik yapılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 17/6/2025 tarihli ve E: 2024/237, K: 2025/137 sayılı kararıyla,
maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar.”
ibaresi iptal edilmiş ve iptal kararı 25/9/2025 tarihli ve 33028 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir.
Anayasa Mahkemesi; aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler
arasında verilen birleştirme kararının ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlamasına ilişkin kuralı kanuni hâkim ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir.
Yapılan düzenlemeyle, Anayasa Mahkemesinin iptal kararmın gerekçesini de
karşılayacak bir biçimde ikinci davanın açıldığı mahkemece verilen birleştirme kararının ancak kesinleşmesiyle birlikte ilk davanın açıldığı mahkemeyi bağlayacağı hüküm altına
alınmaktadır. Teklifle, Kanunun 168 inci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle bu
maddede yapılan değişiklikle uyumlu olacak şekilde aynı yargı çevresinde bulunan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararlarına karşı istinaf kanun yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenmektedir. Her iki değişiklik birlikte değerlendirildiğinde bu konuda verilen kararlara karşı esas hükümle birlikte istinaf kanun yoluna başvurulma zorunluluğu olmaksızın birleştirme kararma karşı müstakilen istinaf kanun yoluna başvurulabilecektir
MADDE 25-
Maddeyle 6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesinde değişiklik yapmak suretiyle Teklifle Kanunun 166 ncı maddesinde yapılması öngörülen değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmaktadır. Düzenlemeyle, aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki mahkemeler arasında verilen birleştirme kararma karşı esas hükmün verilmesi beklenmeksizin müstakilen istinaf kanun yoluna başvurulabileceği açıkça hüküm altına alınmaktadır. Yapılan bu değişiklikle birlikte, maddenin mevcut diğer hükümleri bakımından bir değişiklik öngörülmemektedir.
Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine fıkra eklenmektedir. Anayasa Mahkemesinin 26/2/2026 tarihli ve E: 2026/49, K: 2026/48 sayılı kararıyla, maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin “istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali” yönünden iptaline karar verilmiştir. Karar, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu kuralı; istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve işin esası hakkında yeni bir karar verilmesi hâlinde istinaf mahkemesinin ilk elden verdiği bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamamasını hükmün denetlenmesini talep etme hakkına Ölçüsüz bir sınırlama getirdiği gerekçesiyle hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Maddeye eklenen fıkrayla, istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen kararların, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasındaki parasal sınırın üzerinde olması halinde bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenmektedir. Söz konusu hükümle, istinaf mahkemelerince kaldırma karan sonrası yeniden verilen kararlar bakımından taraflara hükmün denetlenmesini talep etme hakkı getirilmektedir. Ayrıca, söz konusu karar miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasındaki parasal sınırı geçmemesi halinde temyiz yoluna başvurulamayacaktır. Böylelikle, bölge adliye mahkemelerinin istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul etmesi nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak yeniden esas hakkında verdiği kararlara karşı ilk derece mahkemeleri için geçerli olan kesinlik sınırı dikkate alınmak suretiyle temyiz kanun yoluna başvurulabileceği açıkça düzenlenerek, adil yargılanma hakkının daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır.
Maddeyle, 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesine yeni bir fıkra eklenmektedir. Düzenlemeyle, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin sadece görevsiz veya yetkisiz olduğu gerekçesiyle Yargıtayın bozma karan veremeyeceği açıkça hüküm altına alınmaktadır. İlk derece mahkemelerinin verdiği kararlar görev ve yetki de dâhil olmak üzere bölge adliye mahkemelerince incelenmektedir. Bu konuda bir aykırılık varsa bölge adliye mahkemeleri istinaf incelemesi aşamasında bu aykırılığı giderebilmektedir. İstinaf aşamasından sonra temyiz incelemesinde görevsizlik ve yetkisizlik nedeniyle bozma kararı verilmesi davaların uzamasına neden olmaktadır. Düzenleme, davaların uzamasının önüne geçilerek yargılamaların makul sürede sonuçlanmasına katkı sağlayacaktır. Böylelikle, makul sürede yargılanma hakkının daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi amaçlanmaktadır. Belirtmek gerekir ki, bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararlar bakımından görev veya yetki nedeniyle bozma kararı verilebilecektir.
İBAN Mağdurları İle İlgili Yapılan Değişiklikler:
TCK 158 kapsamında yargılanan kişiler hakkında düzenleme de ilk taslakta yer almamasına rağmen sonradan eklenmiştir. Düzenleme yalnızca banka hesaplarını başkasına kullandıranların yarı oranında indirim yapılması bekleniyor.
Leave a Comment